15 Kasım 2014 Cumartesi

Geç Kalmış Yorumlar #1

Okuyalı hayli olan ama hala naçizane yorumlarımı yapmamış olduğum birkaç kitap var. Çook uzun zamandır aklımdalar ama üşenmekten mi, unutmaktan mı kim bilir bir türlü yazamadım. Pazartesi günü vizelerimin başlayacak olması ve benim hiç mi hiç çalışmak istememem hemen eksik yazıları aklıma getirdi tabii ki.

Aslında bu kitapların başını Yandaş çekiyor. Ama onu hem yazacak şeylerimin fazlaca bulunması hem de okuyanların onu daha önemsemesinden ötürü ayrı yayımlamak istiyorum. Bu kitapların hepsinin aslında yaz kitabı olduğunu söylemek ve utancımı da sizlerle paylaşmak isterim.



Sinek Isırıklarının Müellifi
Barış Bıçakçı
İletişim Yayınları
116 sayfa

Bizim Büyük Çaresizliğimiz'den sonra Barış Bıçakçı'nın üslubuna hayran kalmış ve tüm kitaplarını okuyacağıma dair kendime söz vermiştim ve aldığım ilk kitap da Sinek Isıırıklarının Müellifi olmuştu. Ama ne yazık ki bu kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Bıçakçı'nın üslubu yine harika, değindiği konu yine mükemmeldi. Lakin bu kitaba bir türlü ısınamadım, beni içine çekemedi. Üzüle üzüle yeter artık bitsin diye kendimi paraladım ki kitap oldukça inceydi. Belli de bendeydi hata, Bizim Büyük Çaresizliğimiz ile başlamamalıydım Bıçakçı'ya. Beklentilerimi bu kadar yüksek tutmamalıydım. Ama sözüm hala geçerli, hepsi okunacak!


Otomatik Portakal
Anthony Burgess

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
168 sayfa

Uzun zamandır kitaplığımda, çok daha uzun zamandır ise okunacaklar listemdeydi bu kült kitap. Artık kardeşimin de ısrarı üzerine tatile giderken yanıma aldığım kitaplardan biri oldu. Eminim ki bu kitabı okurken herkesin içi bir fena olmuştur. Şiddet, cinsellik ve uyuşturucu öyle bir işlenmiş ki insanın kanını donduruyor. Gelecekten korkutuyor. Kitabın asıl değinilen noktası tabii ki ilerisi, yani Alex'in tadavisi. Kitabın başlarında şok olduysanız merak etmeyin ilerisi daha da ilginçleşiyor. Kitabın birinci kişiden anlatılması, Burgess'in kullandığı dil yani o zamanın argosu da kitabı daha da çarpıcı kılıyor ve neden önemli bir kitap oluğunu ortaya koyuyor. Filmde ismine dair bir şey -yani neden Otomatik Portakal bu filmin/kitabın adı- anlatılmazken hem kitabın arka kapağında hem de kitapta bu konuya değiniliyor ve daha anlamlı kılınıyor.



Şeker Portakalı
José Mauro De Vasconcelos

Can Çocuk Yayınları
182 sayfa

İtiraf ediyorum küçükken kitap okumaktan nefret ediyordum!

İlkokul öğretmenimizin zorla okutmasından kaynaklı mı ya da okuma şevkimi artıracak kitaplar önüme konmadığından mıdır bilinmez hiç sevmezdim okumayı. Ama verselerdi elime "Bak Şeyma bu kitabı oku, çok beğeneceksin." deselerdi de okusaydım Şeker Portakalı'nı eminim ki daha fazla okurdum. O yüzdendir ki çocukluğumdan kalma eksikliklerimi bu yaşımda kapamaya çalışmaya klasik olsun olmasın bir sürü çocuk kitabı okumak istiyorum. Şuna da değinmek isterim ki şimdiki çocuklar çıkan kitaplar dolayısıyla inanılmaz şanslı. Benim elimde bile bu yaşıma rağmen inanılmaz zevk alarak okuduğum çocuk kitapları var. 

Anlatıcının çocuk olduğu kitapları hep sevmişimdir. İçindeki saflıkları, çocuksuluğu yansıtırlar çünkü bizlere, kaybetmek istemediğimiz yanlarımızı hatırlatırlar. Zeze de başını çekiyor bence bu çocukların. Haylaz mı haylaz Zeze'miz göründüğünden çok duygusal. Evde bir ablasından başka kimse anlamıyor onu. Ama biz anladık be seni çocuk, içini gördük senin. Sonunda ise hönküre hönküre ağlattın bizi. Dağladın ciğerimizi. Ah Zeze ahh! İçimizi yaktın be çocuk.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...