6 Mayıs 2015 Çarşamba

Geç Kalmış Yorumlar #2

En son taaa ocak ayında yazmışım son blog yazımı. Sanırım en çok boşlanan blog ödülünün sahibi ben olacağım. Okuduktan sonra bir tane kitap yorumu yazmadığım zaman gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Bu yüzden artık kontrolü elime alıyorum. Yorumlamadığım kitapları kısa kısa paylaşacağım. Daha önce de başıma böyle bir şey gelmişti ve Geç Kalmış Yorumlar #1 yazımı yazmıştım. Buradan ulaşabilirsiniz.

Yazmadığım tam 15 tane kitap varmış. Yorumlamayı en çok istediklerimden başlayıp devamının gelmesini ümit ediyorum.


Marslı
Andy Weir

İthaki Yayınları
416 sayfa

Ya Marslı için ne söyleyebilirim bilmiyorum. Yeni çıktığında hemen almış ve okumaya başlamıştım. Final dönemime denk gelmesine rağmen de elimden bırakamamıştım. Çok çok beğenmiştim. İlk 50 sayfada biraz bunalmıştım kabul ediyorum ama sonrası su gibi akmıştı valla. Mark Watney'e aşık olmayan, bayılmayan da kalmamıştır zaten. Bu senenin sonunda da Ridley Scott'ın yönettiği aynı isimli filmi çıkacak. Filmde Matt Damon, Jessica Chastain, Jeff Daniels gibi ünlü isimler boy gösteriyor. Mark için Damon nasıl olur bilemiyorum, bana Matt Damon hep inanılmaz ciddi biri gelmiştir ama film yine de harika olacağa benziyor. Umarım hayal kırıklığı yaşatmazlar.


Labirent: Alev Deneyleri (Labirent #2)
James Dashner

Pegasus Yayınları
400 sayfa

Bilindiği üzere ilk kitabımızın sonunda karakterlerimiz labirentten çıkmış ve deneylerin bittiğini düşünmüşlerdi. Fakat yanılıyorlardı, deneyler daha bitmemişti. 
İlk 50 sayfasında okurken kafayı yemiştim inanılmaz heyecanlı diye. Fakat sonradan ne oldu bilmiyorum inanılmaz sıkıldım, çok saçma gelmeye başladı. Yazar ilk kitabındaki atmosferi yakalamaya çalışmış fakat pek başaramamış bana kalırsa. Devamlı bir oyunlar, dalavereler pek bi'bunaldım anlayacağınız. Halbuki, ilk kitabını çok beğenmiştim, (Yorumuma buradan bakabilirsiniz.) çok heyecanlı ve gizemliydi. Fakat ikincisinde aynı tadı alamadım.


Labirent: Son İsyan (Labirent #3)
James Dashner

Pegasus Yayınları
384 sayfa

Üçüncü kitaptan ikincisine nazaran daha keyif aldım çoğunluğun aksine. Okuduğum yorumlarda hep bir nefret söylemleri, böyle yapılır mı yaa diye veryanansınlar vardı ama Vikitap'ta check-in yaparken spoilerın babasını yemiş olmama rağmen ben beğendim. Yaa ben Yandaş'ı da beğendim arkadaş niye böyle düşünüyorsunuz. 

***Buradan sonrası Son İsyan ve Yandaş'ı okumayanlar için spoiler içerir.

Ya bir karakter öldü mü niye bu kadar isyan ediyorsunuz ey arkadaşlar. İlla biri ölecek eğer ölmezlerse o zaman saçma olur asıl, -her ne kadar fantastik kitap olsa da- inandırıcılığını yitirir. Süper kahraman mı bunlar? Yapmayın gözünüzü seveyim.

*** spoier sona erdi***


Fangirl
Rainbow Rowell

Macmillan Childrens Book
480 sayfa

Çok uzun zamandır bir novel okuma isteğim vardı. Şöyle çıtır çerezlik bir şey olsun da aksın gitsin... Herkesin elinde de Fangirl'ü görüyordum. Dedim herkes okuyor, çok zor olamaz okuması. İlk birkaç sayfasına baktıktan sonra da zorlanmayacağımı anlayıp, aldım; başladım okumaya. Ya Cath sen ne kadar asosyal bir kızsın ya. Deli ettin adamı deli. Hiçbir yerde, hiçbir kitapta göremeyeceğimiz bir asosyallik. Devamlı bir fanfic yazma durumu. Hayatını daha çok internette yaşayan bir kız. Ama Levi öyle mi? Cath'in tam tersi; inanılmaz sosyal, insanları çok seven biri. 
Kitapta her bölümün sonunda da ya Cath'in fanficleri ya da fanficlerini yazdığı kitabım orijinal metinleri vardı ki bunlar beni inanılmaz sıktı. Birkaç kişiden daha duydum bu bölümden sıkıldıklarını, yalnız değilmişim yani. Sonuç olarak gayet vasat bir kitap. Okunması gerçekten de kolay oldu onu kabul etmem lazım. Ama yine de Levi olmasa goodreadste hayatta dört yıldız vermezdim.


21 Ocak 2015 Çarşamba

The 100 (The Hundred #1) - Kass Morgan

GO! Kitap
297 sayfa

Dünya'da yaşanan nükleer felakatin ardından 300 yıl geçmiştir ve kurtulanlar Dünya'nın yörüngesindeki uzay gemisinde yaşamaktadır. Nüfusu kontrol etmek için çok sert kurallar konmakta ve çok kolay idam cezası verilmektedir. 18 yaşından küçükler ise reşit olana kadar mahkum edilmekte, olduğu gün de hemen idam edilmektedir. Fakat bu seçilen 100 kişi için geçerli değildir. Bu 100 kişi Dünya'ya gönderilip, yaşanılabilir olup olmadığını kontrol edeceklerdir. 

Hikaye dört karakterin üzerinden ilerliyor: Clarke,Wells, Bellamy ve Glass. Glass dışında hepsi Dünya'ya gönderiliyor, Glass bizim gemideki kulağımız oluyor. Ama sanılmasın ki gemideki hayatı sadece Glass'tan öğreniyoruz. Tüm karakterlerimizin hep bir bölümünde flashbackleri oluyor ve biz böylece hem gemideki yaşam hem de karakterlerin geçmişleri ve suçları hakkında bilgi ediniyoruz. Açıkçası benim en çok zevk aldığım bölümler flashbackler oldu.

Gemideki yaşam ise herkes için çok da güzel değil, tam bir kast sistemi hakim. Gemi üç bölümden oluşuyor: Phoenix, Walden ve Arkadya. Phoenix elit sınıfı barındırırken Walden ve Arkadya alt sınıfı barındırıyor. 

Kitaptaki en hoş şeylerden biri kesinlikle çocukların Dünya'ya indiklerinde yaşadıkları ilklerdi. Gün doğumunu izlemeleri, yağmur yağdığındaki şaşkınlıkları... Et yemeleri (hayvanlar uzaya çıktıklarından 100 yıl sonra tükenmiş), elma yemeleri (elma uzayda gerçekten çok pahalı) ve el üretimi olmayan doğal su içmeleri... Yazarın da zaten aklına gelen ilk düşünce çocukların yaşayacağı ilkler ve şaşkınlıklar olmuş.

Kitabın aynı isimli bir de dizisi var. Ama kitabımızın okuyucuları diziden bir hayli nefret etmiş. Kitapla uzaktan yakından alakası yokmuş. Ben de bu yorumları okuyup merak ettim ve ilk bölümünü izledim. Gerçekten çok farklı bir senaryo vardı ortada. Evet konu aynı konuydu fakat bir hayli oynanmış kitap üstünde. Glass çıkartılmış ve Finn diye bir karakter konmuştu. Ama beni en çok şaşırtan hadise kitabın sonunda öğrendiğimiz bir şeyi ilk bölümün sonunda vermeleri oldu. İyi ki kitabı bitirmeden merak edip açmamışım, yoksa bayağı bir spoiler yemiş olacaktım. O yüzden bir daha hayatta açmam, mazallah ikinci kitaptan spoiler falan yerim. Ne olur ne olmaz.

The 100 benim için gayet akıcı, güzel zaman geçirten bir kitap oldu ve eğer yanlış hatırlamıyorsam bir gün gibi kısa bir zaman içinde bitirdim. Herkes gibi merak içinde ikinci kitabı beklemekteyim (İlk defa bir seriye ikinci kitabı çıkmadan başladım, o yüzden gerçekten merak ediyorum; alışık değilim hemen ikinci kitabı okuyamama lüksümün olmasına.). Zaten ikinci kitabımız -ki adı Day 21- çevirideymiş. İnşallah bizi çok bekletmezler de hemencecik okuruz.

Ve evet mıknatıslı kapak tasarımına ben de hayran kaldım.

2 Ocak 2015 Cuma

Erken Kaybedenler - Emrah Serbes

İletişim Yayınları
143 sayfa

Nedendir bilmiyorum Emrah Serbes'e karşı bir önyargım vardı. Ne bileyim bir Murat Menteş bir Alper Canıgüz kadar güzel gelmiyordu gözüme. Ama ilk hikayeyi okuduktan sonraki tepkim "Ya ben niye bu kadar geç kalmışım?" oldu.

Kitap sekiz hikayeden oluşuyor. Çok çok güzel hikayeler olduğu gibi vasat hikayeler de var. Benim beğendiğim hikayeler Anneanemin Son Ölümü, Denizin Çağrısı ve Kimi Sevsem Çıkmazı oldu ki sonuncusu cidden çok çarpıcıydı ve inanılmaz bir diyalogla bitiyordu.

Hikayelerin ortak noktası ise erkek çocukları. Çocukluğundan ergenine sekiz delikanlının hikayesine tanık oluyoruz. Her birinin derdi, tasası farklı.


Erken Kaybedenler bitmesin diye gıdım gıdım okuduğum bir kitap oldu benim için ve kesinlikle önyargılarımı haksız çıkardı. Emrah Serbes'in geriye kalan dört kitabını da en kısa zamanda okuyacağım. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...