21 Ocak 2015 Çarşamba

The 100 (The Hundred #1) - Kass Morgan

GO! Kitap
297 sayfa

Dünya'da yaşanan nükleer felakatin ardından 300 yıl geçmiştir ve kurtulanlar Dünya'nın yörüngesindeki uzay gemisinde yaşamaktadır. Nüfusu kontrol etmek için çok sert kurallar konmakta ve çok kolay idam cezası verilmektedir. 18 yaşından küçükler ise reşit olana kadar mahkum edilmekte, olduğu gün de hemen idam edilmektedir. Fakat bu seçilen 100 kişi için geçerli değildir. Bu 100 kişi Dünya'ya gönderilip, yaşanılabilir olup olmadığını kontrol edeceklerdir. 

Hikaye dört karakterin üzerinden ilerliyor: Clarke,Wells, Bellamy ve Glass. Glass dışında hepsi Dünya'ya gönderiliyor, Glass bizim gemideki kulağımız oluyor. Ama sanılmasın ki gemideki hayatı sadece Glass'tan öğreniyoruz. Tüm karakterlerimizin hep bir bölümünde flashbackleri oluyor ve biz böylece hem gemideki yaşam hem de karakterlerin geçmişleri ve suçları hakkında bilgi ediniyoruz. Açıkçası benim en çok zevk aldığım bölümler flashbackler oldu.

Gemideki yaşam ise herkes için çok da güzel değil, tam bir kast sistemi hakim. Gemi üç bölümden oluşuyor: Phoenix, Walden ve Arkadya. Phoenix elit sınıfı barındırırken Walden ve Arkadya alt sınıfı barındırıyor. 

Kitaptaki en hoş şeylerden biri kesinlikle çocukların Dünya'ya indiklerinde yaşadıkları ilklerdi. Gün doğumunu izlemeleri, yağmur yağdığındaki şaşkınlıkları... Et yemeleri (hayvanlar uzaya çıktıklarından 100 yıl sonra tükenmiş), elma yemeleri (elma uzayda gerçekten çok pahalı) ve el üretimi olmayan doğal su içmeleri... Yazarın da zaten aklına gelen ilk düşünce çocukların yaşayacağı ilkler ve şaşkınlıklar olmuş.

Kitabın aynı isimli bir de dizisi var. Ama kitabımızın okuyucuları diziden bir hayli nefret etmiş. Kitapla uzaktan yakından alakası yokmuş. Ben de bu yorumları okuyup merak ettim ve ilk bölümünü izledim. Gerçekten çok farklı bir senaryo vardı ortada. Evet konu aynı konuydu fakat bir hayli oynanmış kitap üstünde. Glass çıkartılmış ve Finn diye bir karakter konmuştu. Ama beni en çok şaşırtan hadise kitabın sonunda öğrendiğimiz bir şeyi ilk bölümün sonunda vermeleri oldu. İyi ki kitabı bitirmeden merak edip açmamışım, yoksa bayağı bir spoiler yemiş olacaktım. O yüzden bir daha hayatta açmam, mazallah ikinci kitaptan spoiler falan yerim. Ne olur ne olmaz.

The 100 benim için gayet akıcı, güzel zaman geçirten bir kitap oldu ve eğer yanlış hatırlamıyorsam bir gün gibi kısa bir zaman içinde bitirdim. Herkes gibi merak içinde ikinci kitabı beklemekteyim (İlk defa bir seriye ikinci kitabı çıkmadan başladım, o yüzden gerçekten merak ediyorum; alışık değilim hemen ikinci kitabı okuyamama lüksümün olmasına.). Zaten ikinci kitabımız -ki adı Day 21- çevirideymiş. İnşallah bizi çok bekletmezler de hemencecik okuruz.

Ve evet mıknatıslı kapak tasarımına ben de hayran kaldım.

2 Ocak 2015 Cuma

Erken Kaybedenler - Emrah Serbes

İletişim Yayınları
143 sayfa

Nedendir bilmiyorum Emrah Serbes'e karşı bir önyargım vardı. Ne bileyim bir Murat Menteş bir Alper Canıgüz kadar güzel gelmiyordu gözüme. Ama ilk hikayeyi okuduktan sonraki tepkim "Ya ben niye bu kadar geç kalmışım?" oldu.

Kitap sekiz hikayeden oluşuyor. Çok çok güzel hikayeler olduğu gibi vasat hikayeler de var. Benim beğendiğim hikayeler Anneanemin Son Ölümü, Denizin Çağrısı ve Kimi Sevsem Çıkmazı oldu ki sonuncusu cidden çok çarpıcıydı ve inanılmaz bir diyalogla bitiyordu.

Hikayelerin ortak noktası ise erkek çocukları. Çocukluğundan ergenine sekiz delikanlının hikayesine tanık oluyoruz. Her birinin derdi, tasası farklı.


Erken Kaybedenler bitmesin diye gıdım gıdım okuduğum bir kitap oldu benim için ve kesinlikle önyargılarımı haksız çıkardı. Emrah Serbes'in geriye kalan dört kitabını da en kısa zamanda okuyacağım. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...